21 Mayıs 2014 Çarşamba

Şifon kollu tunik

Hani boş durduğumu sanmayın demiştim ya işte o dönemde diktiğim her şey bitti ve ilki ile paylaşmaya başlıyorum.
Baştan söyleyeyim, başlığa aldanıpta janjanlı bir şey beklemeyin sakın. Hayalimdeki şey olmadı çünkü.

Tuniğe geleceğim ama önce ufak bir durum raporu vermek istiyorum. Malum hareketli bir dönem yaşıyoruz.

Geçtiğimiz hafta milletimizi yasa boğan maden faciasının ardından hala kendimize gelebilmiş değiliz. Ruhsal olarak bu tür olaylardan oldukça fazla etkilenen, bundan mütevellit TV özellikle de dram ve korku filmleri bile seyredemeyen, seyredersem haftalarca bunları zihninden silemeyen bir insanımdır. Bu nedenle bu süreçteki haberlerin bile dramatik olmayanlarını seyretmeye çalışmama rağmen gece başımı yastığa koyduğumda gözümün önünden soma görüntülerinin geçmesine mani olamadım. Olay neden/nasıl oldu, maden nasıl bir yerdi, neden önlem alınmamıştı, içerdekiler ve dışardakiler neler hissediyordu, neden fıtrat/kader dendi, tekmeler yumruklar neden savruldu, suçlular zalimler cezasını bulacak mıydı vs vs. Biliyorum ki çoğumuz hala bu olayın üzüntü ve şaşkınlığını yaşıyoruz. Ama insanına değer verilen daha güzel bir ülkede yaşamak ve gidenlere dua etmekten başka yapacak bir şeyimiz yok maalesef.  

Somanın yanı sıra, etrafımdaki insanların benzer değişiklerini anlamlandırmaya çalıştığım bir süreç içerisindeyim. Artık mevsimsel midir, ayın yıldızların konumundan mıdır, toplumsal olayların etkisi midir, benim yorgunluktan fazla önemsiyor olmam mıdır bilemem ama insanlar bu aralar bir garip. 

Dikiş cephesinde ise, geçtiğimiz bir aylık zaman zarfı içinde önüme gelen herkese sana bir şey dikeyim diye söz verip bunları vaktinde yetiştirmek için, işten gelip gece yarılarına kadar dikiş dikmekle uğraşmakta beni ziyadesiyle yordu. Yine kendime çok kızdım ve yine "dar vakitte kimseye söz vermeyeceğim" diye şart koştum. Tabi buna ne kadar sadık kalırım orası şüpheli! 




Nihayetinde bu hafta sonu bir aydır salondaki yemek masasını işgal eden dikiş makinemi kaldırmış halıların üzerine yapışan iplik ve kumaş parçalarını tekrar tek tek toplamış, kapılara asılmış olan askıları dolaptaki yerine yerleştirmiş ve bir sonraki emre kadar o evde dikiş dikildiğini kanıtlayacak bütün delilleri ortadan kaldırmış bulunuyorum.  

Bu aralar içinde bulunduğum ruhsal ve bedensel yorgunluktan kurtulur kurtulmaz yeni dikişlere başlayacağım ve bir süre sadece kendime dikeceğim. Ama merak etmeyin bu ara blog boş kalmayacak inşallah çünkü bir ay içinde dikilmiş ve paylaşılmayı bekleyen bir sürü şey var.    

Son olarak, birçok blogdaşım gibi bende blogda sadece hobilerimi paylaşmak niyetindeydim. Ama toplumsal olaylar ve özel hayatımız sebebiyle içinde bulunduğumuz ruhsal durum blog alemini bir dert duvarına çevirebiliyor. Bu aşamada yazmak belki hepimize en iyi gelen şeylerden biri.
Dilerim bundan sonra cıvıl cıvıl şeyler paylaşabiliriz.

Kısa dedim ama oldukça uzun bir durum raporu olmuş. Lütfen kusuruma bakmayın.    

Artık gelelim şu tunik meselesine.

Geçtiğimiz hafta sonu sevgili yengeciğimin kardeşinin nişanı vardı ve ben yengeme de sana bir şey dikeyim diye ısrar ettim. O da sağ olsun kırmadı beni. Kumaşları seçtik modelimize karar verdik, kalıbımızı çıkarttık, kumaşımızı kestik ve dikmeye başladık. Olacağına kesinlikle emindim taaakiii o uyuz penslerle başım belaya girene kadar!

Bu pens denen şeyi çıkaranlar, o modele o pensi koyanlar hakkında hiç iyi şeyler düşünmediğimi belirteyim.
 
 
Fotoğrafta da gördüğünüz üzere pensler bir acayip duruyor. Tuniğin yakası, omuzları, bedeni, kolları her yeri cuk oturdu ama o göğüs kısmı pensler sebebiyle bir türlü bedenine uymadı. Pensleri uzattım da uzattım ve en sonunda ikisini ortada birleştirmek zorunda kaldım. Tabi tam ortadaki bu dikiş oldukça kötü duruyordu burayı bir şeyle kapatmamız gerekiyordu. Bir çok  şey denedik ama olmadı en sonunda anvelop şekilde duracak iki parça eklemeye karar verdim. Yakasını pervaz çevirip o pervazı telayla yapıştırıp özene özene yapmıştım ve gerçekten çok muntazam olmuştu ama anvelop için bozmak zorunda kaldım. Anvelop parçanın kenarlarını da simli şeritlerle süsledim ve pens sorununu bu şekilde hallettiiiiim.
  

Sıra geldi kollarına, aslında ilk diktiğimde kol manşetleri tam olmuştu yengeme ama yengecim dedi ki biraz daha geniş olsun. Peki dedim yenisini kestim. Bu aşamada prova yapma fırsatımız da olmadığı için kafama göre yaptım.

Maalesef eliminde ayarı yokmuş, bu seferde oldu mu iki kol girecek kadar geniş. Halbuki manşetler bileklere oturacak şifon kısımda manşetin üzerinde dökümlü duracaktı.

Sonuç mu? Aşağıda;
  
 
Aslında bol geleceğini tahmin ediyordum ama ne kadar bol gelir kestiremiyordum ve düzeltmeye vakitte yoktu. Maalesef bu şekilde göndermek zorunda kaldım.
 
Tahmin ettiğiniz gibi tüm beden oldu ama kol manşetleri geniş geldi ve yengem nişanda bunu giyemedi.   
 
Bir tunik hikayesi de bu şekilde bittiii.
 
Okuyanların sabrına, yorumlayanların ağzına sağlık. Tabi yorumlamak zorunda da değilsiniz zira ben böyle uzun yazıların neresine yorum yapayım şaşırıyorum. Sizleri çileden çıkarmayayım diye bundan sonrakileri az yazılı paylaşmak niyetindeyim.
 
Bir de hatırlatma yapayım. Blogu olmayanlar isterlerse bu tembel terziyi Facebook sayfasını beğenerek takip edebilirler.